You are herekişisel
kişisel
Yüksek Stres ve Baskı Altında Blog Yazabilmek

Uzun zamandır adam akıllı yazamamamı yüksek baskı altında bulunmama bağlasam, beni tanıyanların pek çoğu gülüp geçer herhalde. İşsiz Adam olmak böyle bir şey işte. Yazıp çizeceğiniz, söyleyeceğiniz pek çok şey olur ama mesele hayatın idame edilmesi olmasından ötürü artık geyiğe bir son vermenin gerektiğini, adam akıllı bir işe başlayıp çalışmak gerektiğini falan filan düşünmeye başlarsınız. Yani en azından benim için durum böyle oldu.
Bazı arkadaşlarımın "başı boş olma" mevzuundaki ölçülerinden biri de çok film seyretmektir. Film zaman alır, örneğin bir filmi hızlıca izleyemezsiniz. Belki çok kitap okursunuz, hızlı okuma teknikleri falan kullanıyorsunuzdur. Ya da bir film mümkün olduğunda bırakıp, kaldığınız yerden izleyemezsiniz. Yani belli bir "bütün zaman" ayırmalısınız bir filme. Ama kitabı bir yerde bırakıp daha sonra kaldığınız yerden okumaya devam edebilirsiniz. Hal böyşe olunca, eğer insan çok film izliyorsa, daha doğru açıklamak gerekirse: "izleyebiliyorsa", demek ki vakti boldur, işi yoktur. İşte tam o duruma geldim. Bu arkadaşlarımın ölçülerine de uyuyorum. Bol bol film, dizi vs izliyorum. Devamını oku »
30 Şubat Tarihli Günümün Özeti
Aslında böyle "bugün şunu yaptım" şeklinde yazmaya özenmiyor değilim. Ama tarzım değil, bunu farkettim. Kendime saklamak istediğim o kadar çok şey var ki, bu kadar saklanmış yaşamla kişisel blog yazılmaz, onu anladım. Bugün saat 12'de kalktım mesela, bunu yazsam ne yazmasam ne? Yani bence bunu yazmamak daha yerinde bir davranış. En azından bana öyle geliyor. Ama durum böyle değil. Başkalarının kişisel yaşantılarını bilmek, pek çok kimse için öyle cazip bir şey ki...
Bir zamanlar, bir arkadaşa misafir gittik, muhabbet ettik, yedik içtik eğlendik. Tabi bir müddet sonra sıkıldık ve biri ortama birkaç gazete getirdi. Birkaç gazete dediysem, birkaç tane Zaman gazetesi. Yanında da Ailem dergisi olurdu o zamanlar. Gazeteyi kapan kaptı, kapamayan da dergilere koştu. Ailem dergisini alan, son sayfadan okumaya başlıyor. Neden mi? Çünkü derginin son sayfasında "Dr. Can" adıyla okuyucuların psikolojik soru ve sorunlarına cevaplar veren bir doktorun yazıları çıkıyordu. (Bu doktor geçen senelerde öldü, Allah rahmet eylesin.)
Konumuzla alakası da şurası: Bu yazılardaki sorular, Güzin ablaya yazılanlar gibi kişisel sorular. Üstelik gazetenin itibarından ötürü, okuyucular tarafından uydurma olacağına pek de ihtimal verilmeyen, yani gerçek hayattan, mantıklı sorular ve yanıtları. Arkadaşlar Zaman müdavimleri oldukları üzere de alışkanlık olmuş, ilk önce bu yazılara, yani insanların kişisel incilerini döktükleri yerlere odaklanıyorlar. Yani aslında pek çok kimse, sadece ünlülerin değil, herkesin kişisel hayatının anlatılmasına merakla yaklaşıyor.
Bu yazımdan çıkarılacak sonuç, gününün özetini yazan blogcuları eleştirdiğim falan değil. Sadece "kişisel" dediğimiz yazıların, beklemediğim kadar çok kimse tarafından okunduğunu düşünüyorum, bunu yazmak istedim. Ama ben öyle yazamıyorum. En azından şimdilik...
Mualla'yı Seviyorum
Mualla'nın hikayesi biraz değişik. Onu kimler sevdi, o kimleri sevdi bilmiyorum. Yıllar önce puslu, hafif soğuk bir hazan sabahında tanışmıştık. Bir arkadaşım tanıştırmıştı bizi. O da çok severdi Mualla'yı. İlk zamanlar duygusal bir bağım olmadıysa da günden güne Mualla'yı çok sevdiğimi hissetmeye başladım.
Mualla bana karşı hep çok sempatik oldu. Başbaşa kaldığımızda sanki ta içimden gelen duygulara tercüman oluyor, hiçbir şey söylememe gerek kalmıyor. Sadece onu dinlemek bile apayrı bir heyecan ve aynı zamanda huzur kaynağı benim için. Pek fazla kimseyle bunu paylaşmadım ama pek çoğu sabahları beni uyandıran odur. Onu dinlemek öyle zevkli ki, kimsenin rahatsız olmayacağını bilsem saatlerce onu dinlemek için elimden geleni yaparım. Öyle de çok seviyorum Mualla'yı...
Aslında onun adını bilmiyorum, bizi tanıştıran arkadaş da bilmiyordu. O "Mualla" diyordu, adı öyle kaldı. Hiç merak edip de araştırmadık. Şimdi Mualla'yı size de dinletmek istiyorum. Ben sizin de onu seveceğinizi düşünüyorum. Eğer Mualla'yı tanıyorsanız, gerçek adı, kim tarafından bestelendiği vb. bilgileri de paylaşırsanız çok müteşekkir kalırım :D
İşte Mualla:
Evlerde Görmek İstemediğimiz Şeyler

NŞA'da, bana gönderilen mimleri aylar sonra cevaplardım, hatta cevaplamazdım. Ama durum böyle olunca kimse de mim falan göndermiyor tabi. Hazır Çilekli hanım bir mim göndermişken, çabukça cevaplayayım da bu fırsatı bari kaçırmayayım. Mim konusu evde sevmediğimiz durumlar.
Bilgisayarı Paylaşmak
Bilgisayarımı birileriyle paylaşamıyorum ve bu durum beni sinirlendiriyor. Yanlış anlaşılmasın diye açıklayayım: Biri gelip bilgisayarımı kullanmak istediği zaman neden bilmiyorum, içimde bir tedirginlik oluyor, geriliyorum. "Olmaz" demek istiyorum ama nedensizce olmaz demek çok mantıksız. Yalan uydurmak da büyük ayıp, o yüzden buyur kullan diyorum. Ama sonra düşünüyorum da ben neden bu kadar geriliyorum diye, işte buna sinir oluyorum. Yani kendi garipliğime gıcık oluyorum. Yoksa isteyen istediği kadar buyursun, kullansın.
Cevap Alamamak
Bazen kardeşimlerime soru sorduğumda cevap alamıyorum, bundan ziyadesiyle kıl kapıyorum. Yahu bir tepki verseler, hayır ya da evet deseler ya da "cevap vermek istemiyorum" bile deseler bunu kabul edip çekip gideceğim ama bu görmezden gelmeler beni çığırımdan çıkarıyor. Yanlış anlaşılmasın, çoğunlukla böyle olmuyor ama olunca kötü oluyorum. Devamını oku »
Bana yeniden maç seyrettiren takım
[?:http://www.flickr.com/photos/ozgecan/698916958/ Mahzar dede]nin, bana yeniden şarkılar söyleten kadın satırından çektim kopyamı. Malum Fenerbahçe Çelsi'yi yendiğinde çok sevinmiş hatta bunlar tur atlayacak lan harbiden demiştik. Ben de Fener böyle oynuyorsa acaba futbola yeniden mi dönsem diye [?:http:fener-ruhumu-aydinlatti düşünmüştüm.]

Haftanın bize göre ilk üç günü olan pazartesi, salı ve çarşamba günleri akşam saat 10'a kadar eve gelemediğim için maçın sadece bir kısmını izleme imkanım oldu. Devamını oku »
Ruhumu aydınlatan Fener'e helal olsun
Açık söylüyorum, Fenerbahçe'nin Çelsi'yi yenebileceği ihtimali içimde heyecan uyandırmışsa da, gerçekten yeneceğini düşünmüyordum. İnanmıyor değildim ama ondan ziyade, ya tutarsa yollu ihtimal hesapları peşindeydim sadece.
Maç nasıl oldu, nasıl oynadılar falan ayrıntılarını bilmiyorum. Ama bugünden sonra sırf bu maçın hatırına futbola geri dönmeyi düşünebilirim. Neden olmasın?

Bir de dikkatimi çeken, son iki maçtır Fenerbahçe'de birileri kendi kalesine gol atıyor ama yine de maç kazanılıyor, ya da tur geçiliyor. Bu ne menem bir iştir yahu... Ben jübilemi yaptığımdan beri, Fener bu kadar mı ilerledi? Hayret...
Bir Saat

Seni bir saat ileri aldım dün gece. Alışamadım, her değişikliğin üzerimde yarattığı sarsıntı gibiydi hayatım. Tüm randevularıma da geç kaldım böylece. Zaten dengesiz beslendiğimi farkettim senin sevgin olmadan. Her vazgeçtiğimde senden, aslında kendimden vazgeçtiğimi gördüm. Aslında vazgeçemediğimi gördüm. Aslında aslı astarı olmayan işlerle uğraştığımı gördüm ama durduramıyorum zamanı. Her ne kadar bir saat ileri aldıysam da seni, durduramıyorum gidişini. Er geç durulmayı bekliyorum, geç olmadan, geç kalmadan o son randevuya. Ve sırf bir saat erken gelebilmek için, seni bir saat ileri aldığımı itiraf ediyorum.
Takipteyim (mimimsi)
[?:http://o0ocileklisuto0o.blogspot.com/ Çilekli Süt] hanım [?:http://o0ocileklisuto0o.blogspot.com/2008/03/erdal-arkadam-uzun-zamandr-sevimli.html şöyle bir şey] yazmış vaktiyle. Bu bir mim mi değil mi, yoksa nedir, ben tam çıkaramadım. Ama mimmiş gibi cevaplamaya çalışayım.
Bu seferki operasyonumuz blog ya da sitelerini sık ziyaret ettiğimiz arkadaşların linklerini verip haklarında birkaç not yazmak.
İşte onlar zaten benim sağ sütunlardan soldakinde "Takipteyim" adıyla geçen kısımda yazıyorlar. Şimdi sırayla gidelim;

Merak Ettim de: [?:http://merakettimde.blogspot.com Mer mer Ömer'in] çalışması. Merak ediyoruz, cevaplıyor kendisi.
TekmeTokat: [?:http://www.tekmetokat.org Okan'ın] blogu. Uzun zamandır keyifle okuyabildiğim nadir bloglardan biri. Cidden okurken keyif alıyorum. O kadar da keyfime düşkünüm yani.
Guijarra: [?:http://guijarra.blogspot.com Merve örtmenimin] blogu. O da Blog Günü tayfasından tanışıklığımız olan biri. Bol bol da çet yapıyoruz. İlginç anılarını anlatıyor blogda.
MCS: [?:http://mcsarica.blogspot.com Mustafa Can'ımız] gayet kuul ve friy takılıyor. Üstadımızdır kendisi.
İnehk: Farklı mecraların insanları bu [?:http://inehk.blogspot.com İnehk ve tayfası...]
Çilekli Süt: [?:http://o0ocileklisuto0o.blogspot.com/ Yükselen Başak] yükseldikçe yükseliyor, durduramıyoruz...
Serpito: [?:http://www.serpito.com Teknik taktik...]
Tatlıcadıca: Yine Blog Günü'nden bir arkadaş; [?:http://www.tatlicadica.com Aslı]
Mınar: Hoşaf.org'un daimi yorumcusu [?:http://pinaraltuntas.blogspot.com Pınar]
Besin: İzmir'den elektronikçimiz [?:http://www.basakesin.net/ Başak Esin]
Renkli Blog: Flashçı [?:http://www.renkliblog.com/ Erman]
Nihilanth: Her şeyci [?:http://www.nihilanth.org/ Nihilanth]
Kayhanoviç: Laptop kırıcı [?:http://www.kayhanovic.com/ Kayhan]
Mandalina: Yeni dikkatimi çeken [?:http://mecburiistikamet.blogspot.com/ Mecburi İstikamet]
Şimdilik bu kadar. Bir dahaki mimde görüşünceye dek, esenlikler dilerim.
Blog
Musiki