You are hereKavram Kargaşası

Kavram Kargaşası


Çok düşündüm, kafa patlattım ben bu konuda. Bu kadar emek sarfedince sonunda yazmaya karar verdim

23 Nisan... PES doğrusu...

PES

Bugün mühim bir gün, Türk tarihinde demokrasi kavramının biraz daha anlamlandığı, somut adımların atıldığı önemli bir gün. Ama bugünün öneminden ziyade, bugünün çocuklara armağan edilmesi akıllarda kalmış olmalı. Ne tarafıma baksam çocuklar gibi şen insanlar ve espriler genelde bu yönde kendini gösteriyor.

Madem herkes Atatürk tarafından çocuklara adanan bugünde çocuklar gibi şen, biz de çocukluklarımızdan bahsetsek bir problem olmaz sanırım. N.Ş.A.'da [Normal Şartlar Altında) böyle konulara girip ciddi ciddi bir şeyler yazmak tarzım değildir. Ama uzun zamandır, bir işte çalışmanın verdiği zaman kısıtlamasından olsa gerek, böyle şeyleri düşünmüyorum bile. Belki de yaşam biçimim biraz değişti, düşünme şeklim de kendiliğinden değişmiş oldu.

Normalde oyun oynamaktan pek zevk almam. Üniversitedeyken oynadığım bir iki oyun vardı, onları da belli bir tiryakilik şeklinde oynamayalı yıllar oldu. Yani belki diyebilirim ki oyun oynamak benim için biraz "çocukça" bir şey gibiydi.

Gelgelelim PES durumundan bazı şeyler değişti. Şu an birlikte çalıştığım mesai arkadaşlarım bol bol PES oynuyor. Başlarda "hadi biraz ben de takılayım" dedim. Yine N.Ş.A'da böyle oyunlar beni çok sarmaz. Tek başıma oynadığımda yine sarmıyor. Ama ne zaman ikiye iki, yani toplamda 4 kişi beraber maç yapıyoruz, işte o zaman işin zevki maksimum boyutlara ulaşıyor. Devamını oku »

146

Otibis

146 çok derin bir kavram. Bunu açıklamaya kelimeler kifayet eder mi, bilmiyorum. Üstelik kapsamlı da. Önce beni ferahlatan tarafından bahsedeyim.

Her sabah işe gidiyorum. Bu sırada kendime ait bir arabam olmadığı için toplu taşıma araçlarından yararlanıyorum. Toplu taşıma araçları gayet ekonomik olmasına rağmen oturduğum yerle tam iş yerim arasında çalışan sadece bir tane otobüs hattı var. Başka da hızlı gidiş her zaman mümkün olmuyor. İşte o hattın numarası 146

Eskiden bir de ADSL yoktu. Gavurun tabiriyle dial-up, Mikrosoft'un tabiriyle "çevirmeli ağ" vardı. Önce bir internet sunucusuna para verip üye olmak gerekiyordu. Sonra o üyelikle, şifre kullanarak internete bağlanıyordun. Saati 500 bin lira falandı. Ama herkeste bu tür bir üyelik yoktu. Duyduk ki 146 varmış. Şifre sormadan bizi internete bağlarmış. Ama saati normalen çok pahalıya geliyormuş.

Bir de ona benzeyen 145 vardı. Unuttum gitti...

Görsel kaynağım: bs67009

Google Amcanın Newton Sevgisi

Nivtın'ın [Newton] doğum tarihi 4 Ocak 1643. Gûgıl [Google] amca bunun şerefine, bugün anasayfa logosunu elma ağacından düşen bir elma animasyonuyla değiştirmiş.

Halbuki bence bunu, elmanın Newton'ın kafasına düştüğü tarihte yapmalıydı ki aslında bu hikaye de yalan.
Google'ın düşen elması da şu:

Is Google Your Friend?

Beni okuyan bilir, Gyugıl'la [Google] olan muhabbetim o kadar ileri derecede ki şimdiye kadar kendisine "amca" demekten çekinmedim. Yurtdışında da bazıları, Hristiyanlıktaki saygı ifadesi olan "Saint" ile hitap etmeyi tercih ediyorlar. Örneğin Kosta Rikalı bir hanım kızımızla muhabbet ederken böyle konuşuyordu. Bu bağlamda bizimkilerden de "Hazret-i Google" diyenler çıkmış. Tabii ki bunlar mizah unsuru. Yoksa Gyugıl ile dini bir beraberliğimiz yok :)

Konuyla ilgili olarak Ömer abi (Ömer Ekinci) Friendfeed'de bununla ilgili düşüncesini paylaşmış ve bunu sevmediğini söylemiş..

Çalıştığım yerdeki bilişimciler ise sevgili Gyugıl'dan "friend" olarak bahsediyorlar. Beence bazen bu daha uygun bir yaklaşım oluyor. Gyugıl ile arandaki samimiyeti kimsenin blmesine gerek yok diyorsan, arkadaş deyip geçeceksin.

Sen bu konuda ne diyorsun arkadaşım? :)

Görsel kaynağım: dannysullivan

KPDS'de Beni Deli Eden Kelimeler

Dün KPDS'ye girdim. Bir şeyler bildiğimi sanıyordum, çok şeyi kaçırdığımı farkettim. Elimdeki kağıt mendile bunlardan birkaçını yazdım. Bir de alakasız olarak Metallica'dan Blackened'ı dinleyelim;

Metallica - Blackened.mp3

elude aklına gelmemek, gözünden kaçmak
prose sıkıcı, yavan
reassert tekrar, vurgulayarak iddia etmek
rural kırsal, köye ait
vague belirsiz, bulanık, muğlak
controversy münakaşa, anlaşmazlık, çekişme
enormous dev gibi
remittance havale, gönderme
subsidy ödenek, devlet desteği
erode aşındırmak
burden sorumluluk, yük
midair havada, gökyüzündeki nokta
concise kısa ve öz
vast engin, geniş, uçsuz buçaksız

Yazılacak Ne Kadar Çok Şey Var...

Removed

Ama yazmıyorum. Bazen de yazamıyorum. Genelde üşeniyorum. Kimi zaman başka işlerim oluyor. Bir yandan da yazmaya sarfedeceğim eforu başka şeylere sarfetmek daha mantıklı geliyor. Sonuçta yazmıyorum. Diğer yandan tarihe not düşmek arzusu beni kamçılıyor. Amaçsız da olsa, saçma da olsa, gereksiz de olsa, hatta münasebetsiz de olsa yazmak istiyorum. Halbuki yazmak bir amaç değil, sadece araç. Yani yazmak için bir amacı olmalı insanın. Belki de olmasa da olur. Bilmiyorum ya. Karar vermek zor. Bir taraftan ise eğlemek için yazıyorum. Diğer bir deyişle yazdığımda eğleniyorum. O zaman yazmalı mıyım? Salt yazma amacıyla yanıyorsam, yazdığım şeyi düzensiz de olsa yazmalı mıyım? Yani yazarken amaç kaygısını bıraktığımda düzen ve görünüm kaygısını da çöpe atmalı mıyım? Asıl soru: okunma kaygısıyla bunlar mümkün mü, onu ne yapayım?

Cevabınız varsa yorum olarak yazabilirsiniz, çok sevinirim. Sevinçten belki daha çok yazarım. Yazmak için ya da okunmak için veya bir amaca binaen yazarım. Uzun uzun okurum, analiz ederim, incelerim ve istatistiksel bilgilerle karşınıza çıkarım. Ama yok ya, öyle çok sıkılırım. Vaktim yok. En iyisi siz sadece ilginizi çeken reklamlara tıklayın. Böylece Adsense bana kızmasın.

Merak edene görsel kaynağımı açıklıyorum: Flickr'dan pas le matin

Postacıya Teşekkür Eder, Polise Kızarım. Dünyaya Da Saygı Duyarım

Respect it

Birileri mektup falan gönderiyor, seviniyorum. Direk postacıya teşekkür ediyorum. Kimin gönderdiği, neden gönderdiği beni ilgilendirmiyor. Bu konuda düşünmek gereksiz.

Arabayı yanlış yerlere parkediyorum, en uygunsuz yerlerde sollama yapıyorum. Hızı da seviyorum, tek rakibim THY oluyor bazen. Fakat trafik polisini sevmiyorum, çünkü ceza yazıyor. Kanunlar falan beni ilgilendirmez, ben polise kızıyorum.

Dünya hatta daha geniş anlamıyla evren, bana iyi kötü bir şeyler veriyor. Vakti geliyor deprem, sel, yangın oluyor. Ama genelde güneş hep açıyor, kuşlar ötüyor falan. Kötü olduğunda üzülüyorum, iyi olduğunda keyfime diyecek yok. O yüzden bu gezegene çok saygı duyuyorum.

Mektubu gönderene teşekkür etmediğim gibi; yediğim cezaların sebebi olan ve uymadığım kuralları önemsemediğim gibi; iyi şeyleri de kötü şeyleri de asıl göndereni, kuralları koyanı önemsemiyorum.

Postacıya on yüz bin mülyon teşekkür, polise binlerce küfür... Dünyaya da acayip saygı duyuyorum. Herkese hakkını veriyorum yani.

Ne diyor WWF;

The planet is brutally powerful. Respect it.

So we respect it.

Personel Harici Giremez

Personel Harici Giremez

Olduğun yerde kal yoksa her an biri seni gidenlerden sanıp beraberinde gelmek isteyebilir. Düşünsene, bu ne kadar da sıkıcı bir şey olurdu. Yani sen giderken yanında tin tin eden birinin olması. Yok, hayır, kesinlikle ben saatten bahsetmiyorum. O çocukluk dönemi klişe ezber sorularından biriydi ve bu saatten sonra böyle şeylerle uğraşamam. Evet, katlanamam üstelik. Katlanabilseydim bile bir rivayete göre yedi, başka bir rivayete göre ise on ikiden fazla katlanmak mümkün değil. Bunu ben söylemiyorum, matematikçiler söylüyor. Benim bir suçum yok.

Diyorsan ki onlar yanlış biliyor kimsenin suçu değil, kader oyunu değil, o zaman neden sen de gerçekleri açıklamak uğruna hayatını feda edenlerden olmuyorsun? Fedakarlık zordur dersen, sana bu konuda katılmayacağımı belirtmek isterim. Çünkü bence fedakarlık imkansızdır. Ancak bu şekilde kabul edebilirsen zoru başarırız, imkansız zaman alır lafını özümseyeblirsin. Diğer yandan, bilmeni isterim ki ben seni böyle olduğun gibi de seviyorum.

Evet, bazı şeyleri itiraf etmenin zamanı geldi. Her ne kadar bu satırları okumasan da ya da okuyup anlamasan da ya da okuyormuş veya anlıyormuş gibi dikkatini buraya versen de ve hatta bu kadar okuyup yorum yapmasan da ben seni yine de seviyorum ve hep seveceğim. Bundan şüphen olmasın. Beni senler var ettin! Emin ol, sen olmasaydın benim burada olmamın hiç bir anlamı yoktu ve zaten sen yoksun ve benim burada olmamın da hiçbir anlamı yok.

Anlam yüklemek istediğin hayatına baktığında sen de benim seni gördüğüm gibi beni görüyorsan, o zaman buraya bir yorum yaz. Yaz ki hiç olmazsa varlığınla bir umut doğsun içime ve diyebileyim ki aslında bilmediğim ve ummadığım kadar çok benim kadar hisseden varmış da benim haberim yokmuş. Ama yazmazsın çünkü yoksunuz ulan hepiniz, bu ağaçlar, kuşlar! Vat iz dı matriks ulan!

Pageboss.com

RSS'e üye olun da reytingimiz artsın!

Blog

Musiki