You are hereAylık yazı arşivimizi sizin için açtık! / Temmuz 2009
Temmuz 2009
Gmail Sayesinde PDF'ten HTML'e Online Format Dönüşümü
Lazım oldu, elimdeki PDF dosyalarını HTML'e dönüştürmem gerekti. Ne yaptım? Her zamanki gibi Gyugıl [Google] amcaya danıştım: pdf to html yazıp aradım. Çevrimiçi (online) bir dönüştürme aracı ya da bir program beklentisi içindeydim.
Aslında PDF dosyaları görüntüleyebilmek için Foxit Reader kullanıyorum. Bu açık kaynak yazılımın pek çok eklentisi var ve muhtemelen bu dosya dönüşümünü de yapar sanmıştım, ama ille de Pro ille de Pro diyor, üstelik HTML'e dönüştürmüyordu.
Sonra fark ettim ki Cimeyl'de [Gmail] böyle bir şey zaten var. Önce lazım olan PDF dosyaı kendimize gönderiyoruz, ardından da gelen epostanın ekindeki dosyayı "Görüntüle" (ya da "view") seçeneğiyle açıyoruz. Sonra da açılan sayfada üst menüde "Düz HTML"i tıklıyoruz. Hatta aynı şeyi doc, xls, ppt ve rtf dosyalar için de yapabiliyoruz.

İşte o kadar aramaya hiç gerek yokmuş, bunu da bu siteden öğrendim. İşime yaradı yani. Belki size de lazım olur, aklınızda bulunsun :)
Böyük foturaf: angie_real
Göççükler benim
Personel Harici Giremez

Olduğun yerde kal yoksa her an biri seni gidenlerden sanıp beraberinde gelmek isteyebilir. Düşünsene, bu ne kadar da sıkıcı bir şey olurdu. Yani sen giderken yanında tin tin eden birinin olması. Yok, hayır, kesinlikle ben saatten bahsetmiyorum. O çocukluk dönemi klişe ezber sorularından biriydi ve bu saatten sonra böyle şeylerle uğraşamam. Evet, katlanamam üstelik. Katlanabilseydim bile bir rivayete göre yedi, başka bir rivayete göre ise on ikiden fazla katlanmak mümkün değil. Bunu ben söylemiyorum, matematikçiler söylüyor. Benim bir suçum yok.
Diyorsan ki onlar yanlış biliyor kimsenin suçu değil, kader oyunu değil, o zaman neden sen de gerçekleri açıklamak uğruna hayatını feda edenlerden olmuyorsun? Fedakarlık zordur dersen, sana bu konuda katılmayacağımı belirtmek isterim. Çünkü bence fedakarlık imkansızdır. Ancak bu şekilde kabul edebilirsen zoru başarırız, imkansız zaman alır lafını özümseyeblirsin. Diğer yandan, bilmeni isterim ki ben seni böyle olduğun gibi de seviyorum.
Evet, bazı şeyleri itiraf etmenin zamanı geldi. Her ne kadar bu satırları okumasan da ya da okuyup anlamasan da ya da okuyormuş veya anlıyormuş gibi dikkatini buraya versen de ve hatta bu kadar okuyup yorum yapmasan da ben seni yine de seviyorum ve hep seveceğim. Bundan şüphen olmasın. Beni senler var ettin! Emin ol, sen olmasaydın benim burada olmamın hiç bir anlamı yoktu ve zaten sen yoksun ve benim burada olmamın da hiçbir anlamı yok.
Anlam yüklemek istediğin hayatına baktığında sen de benim seni gördüğüm gibi beni görüyorsan, o zaman buraya bir yorum yaz. Yaz ki hiç olmazsa varlığınla bir umut doğsun içime ve diyebileyim ki aslında bilmediğim ve ummadığım kadar çok benim kadar hisseden varmış da benim haberim yokmuş. Ama yazmazsın çünkü yoksunuz ulan hepiniz, bu ağaçlar, kuşlar! Vat iz dı matriks ulan!
İş Ahlakı Deyince Heath Ledger, Cüneyt Arkın ve Bilemedim Ben Onu

Geçen sene Batman'deki Joker karakterni oynayan Heath Ledger, yüksek dozda uyuşturucu alarak diğer aleme yatay geçiş yaptığında, arkadaşlar arasında kendisinden çok bahsetmiştik. Süper oyunculuk sergileyip ardından da adam ölünce -kelin ölüp sırma saçlı olması misali belki, belki de gerçekten hakettiği için olsa gerek- bu role nasıl hazırlandığını konuşmuş ve hayretler içinde kalmıştık. Dediler ki kendini bilmemkaç gün bir yere kapatmış ve psikopat rolüne kendini hazırlamıştı. "İşte iş ahlakı bu olsa gerek" dedi bizim arkadaşlar (Bu kısım yalan mı doğru mu bilmiyorum ama adam belli ki bu rol için çok çalışmıştı)

Heath Ledger'ın rol için çalışmasına "iş ahlakı" dediklerinde aklıma Cüneyt Arkın geldi. Yıllarca "rol" konusunda değil ama, rol yaparken gerekli olan atraksiyonları kendi başına yapmak uğruna türlü badireler atlatmış bir oyuncuyu es geçemezdim sanırım. Malkoçoğlu olmak için at binip kılıç kuşandı, kalenin surlarından atına atladı, yeri geldi polis oldu, vurur gibi yaptı, bazen de okkalı vurdu. Karate ve benzeri dövüş sanatlarını öğrendi ve saire... Bu adamın yaptığı da "iş ahlakı" değil midir velakin?...
Ama asıl iş ahlakı, olsa olsa; yapman gereken işi yapamayınca üzülmektir, bunun içine oturmasıdır. Bu bakımdan da bence iş ahlakı işte bu bebenin yaptığıdır:
Dexter 4. Sezon 27 Eylül'de Başlıyor

Dexter'i neden sevdiğimi daha önce uzun uzun anlatmıştım. 4. Sezonu da dört gözle bekliyordum. Sonunda ne zaman başlayacağı belli oldu: 24 Eylül. İki ay var yani. Promo ve fragmanları da dönmeye başlamış. Ben şu araya sıkıştırayım dedim ama link vermek daha kolayıma geldi şimdi. Fragman ve promo videolarına buradan ulaşabilirsiniz.
Yeni sezonda Dexter hem bir aile babası hem de seri katil olmanın zorluklarıyla başbaşa kalacak. Kâh uykusuz kalacak, kâh iş yerinde uyuyacak. Ama seri katillik işine ara vermeden devam edecek.
Foturaf: Showtime
Cumartesi Çalışması

Hayatımda ilk defa bir cumartesi günü çalışıyorum. Bunun kayıtlara geçmesini istedim. Hatta gaza geldim, bir anket bile oluşturdum: Haftasonları çalışıyor musunuz? Oy verin bakalım, sonuçları merak ediyorum.
Rahat bir gün, sessiz ve sakin, Allah bozmasın.
Not: Foturaf konudan bağımsızdır. Sahibi de Stroochen.
Devekuşundan Kurban Olur mu?
Bugün beni güldüren geyiklerden biri de bu oldu. İşten çıkıp servise bindim, o anki servis muhabbeti bir devekuşu yumurtasının kaç kilo olduğuydu. Birileri iddialaşmış, yok şu kadardır yok bu kadardır diye tahmin yürütüyorlar. Sonuçta "130 kiloya varan devekuşu yumurtası var" dediler (Wikipedia'ya göre yumurtası değil kendisi 130 kg). Neyse bunu duyan servis cemaatinden de süper bir tespit geldi: Yumurtası o kadarsa, o zaman kendisi kurbanlık da olur mu?!
O değil de, devekuşları tehlike anında kafalarını kuma falan gömmezlermiş. Kim kandırdı bizi bu güne kadar anlamıyorum ki... :D
Konuyla alakasız olarak, bunlar da devekuşunun ulaşım amaçlı kullanım örnekleri:
Foturaflar:
wackydoodler
lisa-k
atypicalart
Google Amcanın Street View Kamerası
Gyugıl Meps'in [Google Maps] sokaktan manzaralar kıvamındaki Striit Viyuv'unu [Street View] kurcuklarken denk geldim. Amacım bunu bulmak değildi. İlginç de oldu hani... Adamlar Vosvos'un yeni Tosbağa modelinden mi kullanıyor acaba?
Yiğit Özgür - Alper
Şu karikatür dünyasında katılarak sarsılarak güldüğüm tek adam Yiğit Özgür. Bu da bence onun nadide eserlerinden biri olsa gerek. Beni Yiğit Özgür'le tanıştıran, kas çalışan ve bu dünyada bir ağırlığının olmasını isteyen Selçuk'a; ayrıca da bu ay evlenecek olan Alper'e hediyem olsun.
Oracle 11g ile Bilgisayarımın Performansı Yerlerde
Daha önce pek çok defa eski bilgisayarımdan bahsettim, artık iki yaşını doldurmuş bir dizüstü bilgisayardan beklentilerimi düşürmenin zamanı geldi belki de. Lazım olacak diye Oraclegillerden (tavsiye üzerine) 11g Enterprise Edition'ı yükleyeyim dedim. İyi mi ettim kötü mü ettim bilmiyorum.

Oracle en sağlam ve büyük veritabanı yazılımlarından biri, belki de en iyisi. Daha önce MSSQL ve MySQL kurup kurcaladım fakat Oracle ile hiçbir temasım olmamıştı. Bu kurulum vesilesiyle Oracle ile de tanıştım. Henüz tam olarak çözebilmiş değilim ama kendisiyle temaslarım devam ediyor.
"Oracle'ın en son çıkan veritabanı 11g" dediler, ben de inandım ve iman getirdim, gerisini çok kurcalamadım. "Peki hangisi?" soruma cevaben de "Enterprise Edition" dediler. Boyutuna baktım "Nee 2GB mı?" dedim. Cevaben "hayır 1.7 olması lazım" dediler. Boynumu büküp kaderime razı oldum. Allah'tan internet kotasız...
İndirme ve kurma işlemleri bittikten sonra bilgisayarımı tekrar başlatınca uzun bir zaman beklemek zorunda kaldım. Nerden bileyim... Oracle'mış bu, üstelik 11g, üstelik Enterprise Edition... Boru değil yani... Beş dakikaya yakın bekledikten sonra bilgisayar kendine gelebildi.
Daha önceden de MS-SQL Server 2005 yüklediğimde benzer bir zorlanma ve kasılmayı parmaklarımın ucundaki bilgisayarda hissetmiştim ama bu seferki çok derinden ve sarsıcı olmuştu. Çareyi her zamanki gibi Windows hizmetleriyle oynamakta buldum.
Oracle, Windows için iki hizmet sunuyor. Biri OracleConsole, diğeri OracleService. Asıl veritabanı OracleService olanıymış, onu sonradan keşfettim. Neyse ben bu ikisini otomatik başlat seçeneğinden çıkarıp elle başlat seçeneğine geçirdim. Görev Yöneticisi'nden, ne kadar bellek harcadıklarına baktım. Servisleri kapattığımda yaklaşık 800 MB'dan yine yaklaşık 450 MB'a kadar bir düşüş gördüm. Yani "Oracle baba, büyüksün!" diyesim geldi çünkü yaklaşımsal olarak 350 belki de 400 MB bellek işgal eden bir yazılım önünde eğilmemek çok ayıp olurdu. MS-SQL de -yine yaklaşımsal olarak- 250 MB bellek harcıyordu, dolayısıyla Oracle gerçekten büyüktü, babaydı...
Anladım ki bu bilgisayarın da miadı dolmuş gibi. Kamerası çalışmıyor, fanı tekliyor, güç kablosunda temassızlık var ve klavyedeki Ç harfi yerini beğenmeyip terketmiş olabilir, bunlar her dizüstü bilgisayarın başına gelebilir. Ama Oracle 11g Enterprise Edition'u kaldırmıyorsa, artık bilgisayarımı daha az işler yapacak birilerine devretme zamanı geldi demektir.
Yeni bilgisayarlar, yeni heyecanlar beni bekliyor olabilir mi?
Foturaf: OraclePR Team
Blog
Musiki