You are hereAylık yazı arşivimizi sizin için açtık! / Ağustos 2008
Ağustos 2008
Thema Değişikliği ve Siftah: Qwilm

Uzun zamandır kullandığım Alek temasını bıraktım, yerine Qwilm bozması bir şeyi koydum. İlk defa bir Wordpress temasını Drupal'a (yoksa Drupal'e miydi?) uyarladım, dolayısıyla ilk el emeği temamı kullanıyorum desem yalan olmaz. Yani siftah yaptım sayılır. Bu tema işini öğrenemediğim için ancak adaptasyonu yapabildim. Eksik ve gedikler çıkabilir, hoş görür ve hatta bana bildirirseniz çok memnun olurum.
Aslında Wordpress temaları harika ama onlar için harcamam gereken efor, tembellik seviyemin çok çok üstünde olmasından dolayı onların adaptasyonuyla uğraşabileceğimi sanmıyorum. Bu yaştan sonra, üstelik Drupal'a* olan bu sevgiden sonra Wordpress'e de geçmeme imkân yok.
Wordpress temasını uyarlamamda bana yol gösterici olan sayfa şurası. Elinizde güzel WP temaları varsa ve bunları Drupal temasına dönüştürmek istiyorsanız, basit bir başlangıç için güzel açıklamalar var.
İspanyol Dünyadan İspanyol.name
Beni tanıyanlar ve Hoşaf.org'u takip edenler İspanyol dili ve kültürüyle alakadar olduğumu bilirler. Her ne kadar çok ciddi bir şekilde İspanyolca öğrenmeye çabalamamış ya da çabalayamamış olsam da, İspanyolca konuşan ülkelere karşı bir sempati besliyorum. Bundan dolayı da Çin Günlüğü'nü örnek aldım ve kısa bir zaman evvel, İspanyolca konuşan ükelerle ilgili bir blog hazırlamak üzere kolları sıvadım.
İsim bulma konusunda biraz sıkıntı çektim, çünkü bu ülkelerin tek ortak noktası İspanyolca konuşmaları. Tam olarak aynı kültürden gelmiyorlar, dolayısıyla adları "İspanyol ülkeleri" olmuyor. Ben kendimce "İspanyol dünya" demiştim, hatta bu düşüncelerimden önce ispanyoldunya.com alan adını da almıştım ama alan adı kayıtçım Netfirms bana bir kazık attı ve olay biraz gurur meselesine dönüştü. Bu yüzden farklı bir alan adı düşündüm. Aklıma gelen ve olayı en kısa açıklayacak alan adının ispanyol.name olduğuna karar verdim.
İspanyolname her ne kadar Çin Günlüğü'nü örnek alıyorsa da, illa ki onunla yarışamaz. Ama gün geçtikçe daha da güzelleşeceğine inanıyorum.
Kapsam olarak çok geniş bir coğrafi yapı var elimde. Fakat bu coğrafyanın Türkiye'deki yansımaları genelde futbol üzerine kurulu. Bu yüzden farklı bir yön verebilmek amacıyla şimdilik futboldan pek bahsetmemeyi düşünüyorum. Ama yakında o yönde yazılar da yazabilirim.
Şu an için dil konusuna girmedim ama yakında -kendim de öğrendikçe :) - İspanyolca hakkında bildiklerimden ve İspanyolca öğrenebilmek için yardımcı olacak sitelerden de bahsetmek istiyorum.
Herkesin düşünce ve değerlendirmelerine de açığım, eleştirilerinizi esirgemezseniz sevinirim.
Format Yerine İmaj Atmanın Dayanılmaz Hafifliği

Telekom'daki stajım dün bitti. Peki stajda mühendislikle alakalı bir şey yaptın mı? diye sorarsanız, orası bi' muallak. Okulda gördüğüm onca matematik dersinden sonra virüs temizlemeyi, depodaki bilgisayarların seri numaralarını alıp Excel'e kaydetmeyi, envai çeşit programı gelen bilgisayara yüklemeyi ya da gereksiz dosya ve programları kaldırmayı, Outlook ve benzeri e-posta programlarını yapılandırmayı falan "elektronik mühendisliği stajı" olarak değerlendirmek ne kadar mümkün olur, bunun takdirini hocalarıma bırakmak istemiyorum. Çünkü onlara bırakırsam kuvvetle muhtemel bir staj daha yapmak zorunda kalabilirim.
Şimdi bu çapraşık ilişkileri bir yana bırakırsak, bu süre zarfında gördüğüm en mühim şey, başlıkta da bahsettiğim olay oldu. Açıklayayım; Bilgisayarımız bazen bozuluyor, istemeden virüs giriyor ya da bir şekilde yavaşlıyor, tam randımanlı olarak çalışmamaya başlıyor. O zaman genelde ne yapıyoruz? Microsoftçu amcaların Türkçemize kazandırdığı şekliyle diskimizi biçimlendiriyoruz yani bilgisayara format atıyoruz. Böylece sistemde yanlış olan ne varsa hepsi uçup gidiyor ve bunun ardından gelsin işletim sistemi yüklemeleri, sürücü güncelleştirmeleri, aygıt tanıtımları vs. Yani bir format atma bin yüklemeyi beraberinde getiriyor.
Kurumsal, büyük şirketlerde bu olayı düşünelim. Her gün bilmem kaç tane bilgisayar, belirttiğim sebeplerden ötürü baştan kurulması gerekiyor. Bu yeni kurulumlar da kendiliğinden olmadığı için, yani her daim bilgisayar başında birilerinin olma gereksiniminden ötürü en azından bir kişi, yani bir çalışan personel, bir bilgisayara sistemi baştan yükleyinceye kadar çok vakit kaybediyor.
Peki bunun daha kolay bir yolu yok mu? İşte "imaj" diye bahsettiğim şey bu. Onu da açıklayayım. Genelde bahis mevzuu olan büyük şirketler bilgisayarlarını tek tek almıyorlar. Örnek verelim, 500 bilgisayar bir anda alınıyor, hepsinin özellikleri aynı. Dolayısıyla bunlar birbirlerinin aynı bilgisayarlar diyebiliriz. Kurulumları da aynı şekilde yapılması gerekiyor. Örneğin bir ekran kartının tanıtılması gerekiyorsa hepsinde aynı şekilde tanıtılması gerekiyor. Durum böyle olduğu için, çözüm olarak bir bilgisayar tam olarak kurulur, gerekli programlar üzerine yüklenir. İşte bu bilgisayar çalışır vaziyetteyken üzerindeki kurulumun bir imajı alınır. Yani bir anlamda resmi çekilir. Bu resim, yani imaj diğer bilgisayarlara da tek işlemle kurulur ve bu sayede format atmak, Windows ve sürücü yüklemek, aygıt tanıtmak, programların güncelleştirmelerini yapmak ve benzeri işleri yapmaya gerek kalmaz. Bu da süper bir vakit tasarrufu anlamına geliyor. Kısaca, sistemi göçmüş ya da formatlanması gereken bilgisayar gelir, buna sadece imaj atılır. Bu en fazla yarım saat sürer ve bilgisayarın beni baştan yarat isteği gerçekleşir.
Bunu yapabilmek için tabii ki bir imaj programına ihtiyaç var. Eskiden Norton'un Ghost'u çok kullanılıyordu. Bu sıralar bir de Acronis'in True Image'ı kullananlara da sıkça rastlıyorum. Bu programları kullanmak o kadar da zor değil, ama bir imajın büyüklüğü bazen 15 GB'a kadar çıkabiliyor. Bunun için de sabit diskinizde ya da harici bir bellekte büyük yer gerekebiliyor tabii. Bu yeri ayarladığınız takdirde gönül rahatlığıyla Ne o öyle gün boyu Windows'u tekrar yükle, güncelleştimeleri yap, programları üstüne kurla falan uğraşacam. İmajımı atarım ensemi yaparım diyebilirsiniz.
Marka Benmişim
Öyle dediler
Out of sight, out of mind

İngilizcemi geliştirmeye başladığımdan beri bana en çok o yardımcı oldu. Benim onu gözardı etmem, ona karşı büyük bir ayıp olurdu. Her gittiğim yerde onu düşünmem, onunla beraber olmayı istemem, yanımda olmadığında onu özlemem, hatta ona bağımlı hale gelmem bence hoş karşılanmalıydı. Aramızdaki bu özel bağ kimsenin gözünden kaçmadı. Sevgimizi kıskananlar oldu, beraberliğimizin kötü olduğuna, bu işin beni kötü etkileyeceğine kanaat getirdi bazıları. Hatta kimisi onun benim dengim olmadığını bile söyledi. Hiçbiri beni yıldırmadı, bu özel bağımı kopartmayı başaramadı. Hala beraberliğimiz devam ediyor. Eğer o bir gün gözden ırak olan gönülden de ırak olur fehvasınca out of sight olursa, korkuyorum ki aynı zamanda out of mind da olacak... Adını da analım, tam olsun: İnternet...
Fotoğraf: Doner-Hedrick
Tuncay'ın Şık Çalımı
Tuncay Liverpool'a karşı güzel bir oyun sergilemiş, bir de jeneriklere uygun bir çalım atmış. Bu arada Arap spikerin verdiği heyecan da cabası...
Şeker sakarlar
Aslında insanların düşüşlerini "komik" diye izlemek hoşuma gitmiyor. İnsanlar acı çekiyor orda yahu! Ama burada birkaç manzara var ki benim çok hoşuma gitti. 15. saniyede gelen bebişi izleyelim lütfen! :D

Blog
Musiki