You are hereDexter'i Neden Seviyorum?

Dexter'i Neden Seviyorum?


By yasin - Posted on 27 Mart 2009

Eskilerden kalan bir yazı. Dexter'in yokluğunda bir nevi özlem oluştu. Ona binaen yayınlayayım dedim.

***

Dexter'ı bilmeyenler için biraz açıklama yapayım. Dexter gâvur işi bir dizi film. Halen devam etmekte, sanırsam Türk kanalllarından çıksa çıksa CNBC-e'de çıkar. Filmin konusuna hızlıca değineyim. Başroldeki eleman, yani Dexter bir seri katildir, ama kendine göre standartları vardır. Sadece masum insanları öldüren insanları öldürür. Ancak bu şekilde içindeki "öldürme isteği"ni tatmin eder.

Çok fazla dizi izleyen biri değildim. Yabancı dizi merakım iki sene önce Lost'la başladı. İnternetin her türlü izleme imkanını vermesi sayesinde şu sıra tavan yapmış durumda. Daha önceden CNBC-e'ye arada bir takılıyordum ama takip ettiğim özel bir dzi yoktu. Şimdilerde ise sadece internet ve arkadaşlar vasıtasıyla edindiğim izleseller var (Görmekten görsel, izlemekten izlesel?).

Dexter'dan evvel Lost, Prison Break ve Heroes izlemişliğim var. Bu üç dizinin üçü de bence fantastik. Hadd-i zatında fantastik öğelerden pek hazzetmem, sadece gerçekle orasından burasından ilinti kurulduğunda merakmı celbeder. Örneğin Lord of The Rings'in neresinden tutarsam tutayım bir gerçeklik gelmiyor. Bu yüzden bu tip hikayelerin takipçisi değilim.

Lost ve Heroes zaten başlı başına fantazi edebiyatı. Heroes'da süper güçlü elemanlar, Lost'ta olmayan bir adaya gidip gelenler... Bunların fantastik olduğunu herkes kabul ediyor sanırım. Prison Break ise bence gayet fantastik çünkü bir kere Michael, Heroes'un bir parçası. Bir de üçüncü sezonda batan, dördüncü sezonda da klişe haline gelmiş tekrarlar var. Bu üç dizi de güzel yapımlar, çünkü fantastik olmalarına rağmen merak edip izledim.

Ya Dexter'ın nesi var?

Dexter, olduğu gibi kötü bir insan elbette. Öldüren birine sempati beslemek hukuksal sorunlar doğurabilir. Ama film olduğu için sevmemde bir sakında olmayacağını düşünüyorum. Yoksa katilliğe ve katillere karşı özel bir ilgimin olduğu düşünülmesin.

Dexter dizisinin sevdiğim yanı, katilleri öldürmesi değil. İlk sezonda bu katilin yalnızlığı işlendi. İkinci sezonda ise bağımlılığı. Üçüncüsündeyse arkadaş edinme çabası var. Önce yalnızlıktan bahsedeyim.

Yalnızlık, Gariplik, Farklılık

Yakup Kadri Karaosmanoğlu'nun Yaban adlı kitabında yalnızlık anlatılır. Kitabın konusu eğitimli, bilgili birinin savaş sırasında gazi olduğundan sığındığı köydeki ruhsal yalnızlığıdır. Savunduğu fikirler, sahip olduğu geniş bakış açısı, uzun vadeli vatani düşünceleri köydeki ahali tarafından değil benimsenmek, mantıklı bile değildir.

Bu kitabı en başta beğenmiş olmamın temel sebebi tiksindirici, kötü şeylerin çok açık ve güzel bir dille anlatılmasıydı. Bir köydeki ahaliden nasıl tiksinilebilir. Bunu elbette "ben de tiksiniyorum, iğrenç insanlar, iğrenç bir yaşam tarzı" şeklinde kabul etmekten bahsetmiyorum. Yakup Kadri, kitabın kahramanının düşüncelerini öyle berrak bir şekilde veriyor ki, bu kötü düşüncelerin normal kabul ediyoruz, hatta benimsemeye başlıyoruz.

Daha sonradan, kitapta ilerledikçe fark ettim ki asıl derin mesaj adamın yalnızlığı. Diğerleriyle zoraki sohbet etmeye çalışması, onlardan biri gibi olma çabaları zamanla boşa gidiyor, çünkü o "farklı" bir dünyanın insanı aslında.

Katiller Birarada

Bu kitap beni mest etti. Ardından da Arjantinli bir yazar olan Ernesto Sábato'nun Tünel adlı kitabını okudum. Burada da bir yalnızlık anlatılıyordu, her ne kadar bu kez yalnızlığın kaynağı kibir olsa da, o yalnız adamın bakışıyla dünyaya baktım ve bu yalnız adamı kendime yakın hissettim. Bu eserin kahramanı da bir katildi.

Muhtemelen son olarak da Albert Camus'un Yabancı adlı romanında bahsetmeliyim. Aynı şekilde burada da yalnız bir adam var. Çevresindeki olaylara mesafeli, kendi halinde, biraz da tepkisiz denebilecek ölçüde olaylardan kendini soyutlamış. Bir noktadan sonra nasıl oluyorsa bir cinayet işliyor ve bu cinayeti her yönüyle kendisinin bu "garip" haline nasıl bağlandığı anlatılıyor.

Bunları neden anlattım? Her birinde de yalnız adamlar var. Yakup Kadri'nin romanı haricindekilerin katil olması, onlara benzediğimi düşündürecekse bu satırları yazmayayım. Asıl güzellik bence anlatımda, üslupta. Bir insanın yalnızlığı, farklılığı, toplumdan kendini soyutlaması ve belki de en can alıcı tarafı, bu insanların kendilerini böyle daha mutlu hissetmeleri. Bu duyguyu birilerine anlatmak çok zordur ve bu yapıtlar bence anlatmayı başarıyorlar.

Dexter da aynen bu şekilde yalnız bir adam. Ama diğerlerinden bir farkı var: Rol yaparak yalnızlığını ve farklılığını bastırma ihtiyacı. Dexter diğerlerinden farklı görünmemek zorunda, çünkü yaptığı iş kendini korumasını gerektiriyor. İnsnaları öldürüyor ve ardında herhangi bir iz bırakmamalı. En ufak bir şüphe bile başına iş açabilir. Bu yüzden diğerleri gibi davranıyor, rol yapıyor ve "normal" bir insan gibi görünmeye çalışıyor.

Bağımlılık

Şimdi de bağımlılıktan söz edelim. Dexter öldürmeye bağımlı. Her insanın kötü alışkanlıkları vardır. Sigara, içki, uyuşturucu bunlardan biri olmayabilir. Bazen televizyon başında saatlerini geçirmek, bazen oyun başından kalkamamak, bazen de geceleri erken yatmayı, sabahları erken kalkmayı becerememek. Hatta buluşmalarına geç kalmayı alışkanlık edinenler bile var. İnternet başında oyalanmak da bu kötü alışkanlıklardan biri örneğin.

Peki kötü alışkanlıklardan kurtulmak için çabalarımız? Dexter ikinci sezonda bunun mücadelesini veriyor. Kendini öldürmekten sakınmaya, bu müptelası olduğu işi bırakmaya çabalıyor.

Dexter'in aynı durumu, Kevin Costner'ın oynadığı Mr. Brooks'ta da geçerli. Mr. Brooks biraz daha pişmanlığa dayalı bir eksenle ilerliyor. İnsanların kötü alışkanlıkları olabilir, bunlardan pişman olabilirler. Mr. Brooks da tövbe yolunda, Allah'tan af diliyor. Ama Dexter'in pek de öyle pişmanlık içinde olmadığını söyleyebiliriz.

Arkadaş Arayışı ve "Kendiyle Barışık" Yaşamak

Üçüncü sezonda yine yalnızlığından bir parça var. Ama daha çok "nasılsam öyle mutluyum" ile "artık değişmeliyim" ikileminde gelgitler yaşıyor. İstemeden birini işine ortak ediyor ve "acaba" diyor, beni anlayan bir arkadaşım olabilir mi?

Dexter ile kendimi özdeşleştirecek değilim. Ama her insanda bulunabilecek küçük parçaları kendinde barındırması, yine bunun anlatımı... Kötü bir iş, kötü bir hayat, farklılık ve yalnızlık. Ama bu hayatın anlatılışı, üslubu, hayatı onun gözünden izleme olanağı bize bu yalnız adamı sevdiriyor. Yaptığı yanlışlıklara bir nevi olumlu yaklaşmamızı ya da onu "olduğu gibi" kabul etmemizi sağlıyor. Bir anlamda "Suç ve Ceza"nın yaptığı gibi.

Sonuç

Anlatım önemlidir. Kötü adamı bile bize sevdirebilir.

Foturaf: jrandallc

4. sezon ne zaman başlıyordu bir gelişme var mı acaba?

Dizinin ne işe yaradığından, sezonların hangi konular etrafında döndüğünden spoiler verden bahsetmişsiniz. Çok hoş bir yazı olmuş. Dexter'i seven biri olarak (ki bizden çok var etrafta, sadece kendimizi belli etmiyoruz :p), teşekkür etmek istedim.

"Dexter ne olaki?" diye soran arkadaşlara bu adresi önereceğim.

4. sezon hakkında bir fikrim yok malesef :(

Spoiler içeren yere kadar gayet güzeldi, sonrasını bilemiyorum hemen geçtim çünkü 3. sezona başlamadım daha.Dexter senaryosu da kurgusu da sağlam bir yapım bence.Yazı için teşekkürler.

Bu konuda ben de fikrimi paylaşmak istiyorum

  • Site ve e-posta adreslerini biz sizin için otomatik olarak tıklanabilir bağlantıya çeviriyoruz.
  • Kullanabileceğiniz HTML kodları: <a> <em> <strong> <cite> <code> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd><b><i>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi


Mollom CAPTCHA (play audio CAPTCHA)
Yukarıda görünen harfleri bir zahmet yazıverin. Eğer okumakta sıkıntı çekiyorsanız sayfayı yenileyin (F5 tuşuna basabilirsiniz), yeni bir yazı oluşturulacaktır. İnşallah yenisini kolayca okuyabilirsiniz.

Pageboss.com

RSS'e üye olun da reytingimiz artsın!

Blog

Musiki